Mutlak Kararlılık Operasyonu: Egemenlik, Hukuk ve Güç Asimetrileri Bağlamında Küresel Düzenin Yeniden Şekillenmesi
Mutlak Kararlılık Operasyonu: Egemenlik, Hukuk ve Güç Asimetrileri Bağlamında Küresel Düzenin Yeniden Şekillenmesi
Tarih: 08.01.2026
Yazar: Umut Bağdadioğlu
Editör: Eren Yiğitoğlu
3 Ocak 2026’da gerçekleştirilen Mutlak Kararlılık Operasyonu, yalnızca bir devlet başkanının devrilmesi olarak değerlendirilemez; aynı zamanda uluslararası güç dengelerinin yeniden şekillendiği ve devlet egemenliği ile uluslararası hukuk normlarının sınırlarının tartışmaya açıldığı bir dönemin başlangıcını temsil etmektedir. Operasyon, küresel siyaset, ekonomik ilişkiler ve uluslararası güvenlik alanlarında derin etkiler yaratmış olup, çok boyutlu jeopolitik dinamiklerin ve modern istihbarat kapasitelerinin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Yeni Müdahalecilik ve Devlet Egemenliği
Maduro’nun 2026’nın başında ABD özel kuvvetleri tarafından Venezuela’nın başkenti Caracas’ta yakalanarak New York’ta bir federal mahkemede suçlamalarla yüzleşmek üzere çıkarılması, uluslararası sistemin mevcut çerçevesi içinde alışılmış dışı ve potansiyel olarak dönüştürücü bir olay olarak değerlendirilmektedir; bu operasyonun arka planında ABD’nin uzun süredir Maduro’ya ve üst düzey Venezuelalı yetkililere yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve “narkoterörizm” iddiaları yer almakla birlikte, Washington’ın kuvvet kullanarak bir egemen devletin liderini başka bir ülkenin topraklarında tutuklaması ve kendi iç hukukuna göre yargılamaya tabi tutması uluslararası hukukun temel ilkeleri olan egemenlik, devletlerarası güç kullanmama ve liderlerin dokunulmazlığı (immunity) normlarını açıkça zorlamaktadır; Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 2. maddesi, devletlerin toprak bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına karşı güç kullanılmasını kısıtlamaktadır ve meşru müdafaa veya BMGK yetkisi dışındaki askeri eylemler bu bağlamda yaygın şekilde hukuka aykırı olarak nitelenmektedir. Bu yüzden birçok uluslararası hukuk uzmanı ve bir kısım devlet aktörü, ABD’nin müdahalesinin hukuki gerekçelerinin zayıf olduğunu ve normatif uluslararası yapının çökmesine yol açabileceğini ileri sürmektedir. Rusya ve Çin gibi veto sahibi Güvenlik Konseyi üyeleri, olay karşısında herhangi bir etkili önlem alamamış olmaları nedeniyle mevcut küresel güvenlik mimarisinin sınırlılıklarını bir kez daha gözler önüne sermiştir; bu durum, hukukun yerini askeri ve siyasî fiili durumların aldığı bir döneme işaret ettiği argümanını güçlendirmektedir. Buna ek olarak, bu tarz “yargısal müdahalecilik” veya “yargısal emperyalizm” olarak adlandırılabilecek yaklaşımlar, devlet liderlerinin sadece iç siyasi muhalefetle değil, dış devletlerin askeri ve hukuki araçlarıyla da karşı karşıya kalabileceği bir uluslararası ortamın ortaya çıkması riskini taşımaktadır. Dolayısıyla bu gelişme, uluslararası hukuk literatüründe lider dokunulmazlığı, zorla sınır dışı etme (rendition) ve güç kullanımıyla bağlantılı hukuksal argümanlar üzerine yeni bir tartışma dalgası başlatmış ve küresel diplomaside egemenlik ile uluslararası normlar arasında potansiyel olarak tehlikeli bir gerilim alanı yaratmıştır; hem devletlerin stratejik davranışlarını hem de uluslararası kurumların rolünü yeniden düşünmeye zorlayan bu olay, modern uluslararası ilişkilerde hukukun üstünlüğü ve devlet egemenliği kavramlarının yeniden değerlendirilmesini gerektiren bir eşik olarak görülmektedir.
Petrol Jeopolitiği ve Enerji Güvenliği
Venezuela, yaklaşık 303 milyar varili aşan kanıtlanmış petrol rezerviyle dünya rezervlerinin önemli bir kısmını elinde tutmakla birlikte, bu rezervlerin büyük bölümü ağır ve çıkarımı maliyetli ham petrolden oluşmaktadır; bu durum, ülkenin üretim kapasitesini geçmişteki potansiyelinin oldukça altında tutmuştur. Bu jeopolitik önem, ülkede yaşanan siyasi kriz ve dış müdahaleler bağlamında küresel enerji güvenliğinin merkezi bir konusu haline gelmiştir. Son dönemde ABD’nin Caracas merkezli operasyonu, resmi açıklamalarda Venezuela’nın petrol endüstrisine güçlü bir şekilde dahil olma hedefiyle ilişkilendirilirken, bu girişim uluslararası hukuk ve egemenlik tartışmalarını gündeme taşımıştır. Söz konusu askeri ve diplomatik gelişmelerin ardından başkentte protesto gösterileri ve petrol altyapısına yönelik sabotaj eylemleri rapor edilmiştir; bu olaylar, yalnızca iç siyasi istikrarı zedelemekle kalmamış, aynı zamanda küresel petrol arz güvenliğine dair belirsizlikleri artırmıştır. Bu bağlamda, uluslararası piyasalarda kısa vadede arz-yönlü faktörlerin etkisi sınırlı olmakla birlikte, jeopolitik risk priminin artması petrol fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturmuştur; analistler, bu tür belirsizliklerin fiyatlar üzerinde önemli oynaklık yaratabileceğini belirtmektedir. Operasyon sonrasında Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC+) içinde de görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır ve bazı üye ülkeler bu tür müdahalelerin örgütün istikrarına zarar verebileceği konusunda uyarılarda bulunmuştur. Bunun ötesinde, bazı Körfez petrol üreticileri, benzer bir dış müdahale senaryosunun kendi siyasi sistemlerine de uygulanabileceği endişesiyle enerji politikalarını ve dış ilişkilerini yeniden değerlendirmeye başlamıştır; bu gelişme, petrodolar merkezli finans sisteminden uzaklaşma eğilimlerini güçlendirmiş, alternatif rezerv para birimlerinin ve dijital varlıkların kullanılmasına yönelik stratejik düşünceleri tetiklemiştir. ABD’nin Venezuela petrol kaynaklarını kontrol etme girişimi, enerji piyasalarındaki jeopolitik güç dengesini etkilemenin yanı sıra uzun vadede doların küresel enerji ticaretindeki hegemonik rolünü zayıflatma riskini de doğurmuştur; bu eğilimler, küresel enerji ticaretinin para birimi yapısını ve uluslararası mali mimarideki rol dağılımını yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir. Sonuç olarak, Venezuela’daki rezervlerin stratejik önemi, iç ve dış politik gelişmelerle birleştiğinde, günümüzün enerji jeopolitiğinin merkezi bir unsuru olarak küresel ekonomik ve politik dinamikler üzerinde belirleyici bir etki yaratmaktadır.
Latin Amerika'da Yeni Soğuk Savaş ve İdeolojik Kutuplaşma
Son dönemde yaşanan büyük ölçekli askeri müdahale veya özel operasyon, Latin Amerika’da hem siyasi hem de güvenlik alanında köklü etkiler yaratmış, bölgeyi mevcut entegrasyon çabalarının ötesine geçerek yeni jeopolitik gerilim odakları haline getirmiştir. ABD’nin Venezuelaya yönelik askeri müdahalesi sonrasında, bölgesel aktörler arasında görülen tepkiler, ideolojik ve dış politika eğilimlerindeki farklılaşmayı dramatik şekilde ortaya koymuştur: bazı sağ eğilimli hükümetler müdahaleyi Maduro rejiminin sona erdirilmesi ve “demokrasinin tesisi” olarak desteklerken, pek çok sol ve merkez sol lider bu tür bir dış müdahaleyi uluslararası hukukun ihlali ve egemenliğe saygısızlık olarak nitelendirmiştir. Bu durum, bölgesel bütünleşme mekanizmalarının ortak bir dış politika refleksi geliştirme kapasitesini zayıflatmıştır; CELAC ve UNASUR gibi kuruluşlar, ortak ilke ve güvenlik stratejileri belirleme konusunda ciddi zorluklarla karşılaşmış, bölgesel entegrasyon gündemi askeri, diplomatik ve ideolojik ayrışmaların gölgesine itilmiştir. Özellikle Kolombiya ve Venezuela sınırında artan askeri hareketlilik ve güvenlik endişeleri, bölge ülkelerinde sınır güvenliği ve göç yönetimi politikalarının sertleşmesine yol açmış, bu da uzun vadeli istikrar için bir risk faktörü oluşturmuştur. ABD’nin bu müdahalesi, Latin Amerika’da geçmişteki müdahalecilik politikalarının hatırlanmasına ve yeniden tartışılmasına neden olarak “Yankee emperyalizmi” algısını canlandırmış, bu algı da birçok yeni sol liderin ve sosyal hareketin propaganda araçlarına dönüşmüştür; bu bağlamda ABD’nin bölgesel rolü hem eleştirilmiş hem de bu eleştiriler bazı hükümetler tarafından ulusal egemenlik ve dış politika bağımsızlığı vurgusuyla politik söylemlerde kullanılmıştır. Öte yandan, müdahalenin ardından ortaya çıkan güvenlik boşlukları ve politik belirsizlikler, yalnızca Venezuela ile sınırlı kalmayıp göç akışları, uyuşturucu kaçakçılığı ve organize suç gibi transnasyonel tehditlerin bölgesel politikalar üzerinde baskı oluşturmasına yol açmıştır. Bu konjonktürde bölgesel entegrasyon girişimleri, ortak bir diplomatik yanıt ve güvenlik mimarisi oluşturma ihtiyacının bilincinde olmakla birlikte, mevcut politik ayrışmalar ve egemenlik kaygıları nedeniyle etkili bir koordinasyon sağlayamamıştır. Bu karmaşık ve çok boyutlu gelişmeler, Latin Amerika’nın dış politika tercihleri, bölgesel örgütlerin yapısal dayanıklılığı ve uluslararası hukuk ilkelerine bağlı kalma arayışları üzerinde uzun vadeli sonuçlar doğuracak niteliktedir.
Çin ve Rusya'nın Stratejik Yanıtı: Asimetrik Misilleme
Çin ve Rusya’nın ABD ile Venezuela bağlamında geliştirdikleri stratejik yanıtlar, bölgesel jeopolitik rekabetin biçimlendiği güncel uluslararası sistemde asimetrik güç kullanımı olarak değerlendirilebilir. Çin‑Venezuela ilişkileri, uzun vadeli ekonomik işbirliği ve büyük ölçekli krediler ile karakterizedir; Caracas, Pekin’in “her hava koşulunda stratejik ortağı” olarak görülen bir partner olmuştur ve güçlü bir ticari bağ ile enerji güvenliği ilişkisi geliştirmiştir. Bu bağlamda Çin, Washington’ın Venezuela’ya yönelik yaptırım ve baskı politikalarının yarattığı ekonomik belirsizliklere doğrudan askeri yanıt vermekten kaçınmakta, bunun yerine ekonomik araçlar üzerinden stratejik hedeflere ulaşmayı sürdürmektedir. Örneğin, Pekin’in Pekin’in kıtasal stratejisinde kritik madenler, özellikle nadir toprak elementleri ve diğer stratejik minerallerin kontrolü, ABD ile yürütülen teknolojik rekabetin önemli bir cephesi haline gelmiştir ve Çin’in küresel arz zincirlerindeki hâkimiyeti, Washington’ın buna karşı önlemler geliştirmesine yol açmıştır. Çin’in dış politikasında bu tip ekonomik baskı mekanizmaları, diğer küresel aktörlerin yatırımlarının güvence altına alınmasına ve bölgedeki jeoekonomik çıkarlarının korunmasına yönelik bir araç olarak işlev görmektedir.
Rusya’nın yaklaşımı ise daha çok geleneksel güç unsurlarını içermekle birlikte, doğrudan bir sıcak çatışma riskini artırıcı biçimde tasarlanmaktan ziyade bölgesel dengeyi etkilemeye yöneliktir. Moskova, Caracas ile stratejik bir ortaklıkta uzun vadeli çıkarları bulunduğunu vurgulamakta ve ABD’nin Karayipler’deki güç projeksiyonuna tepki olarak diplomatik ve askeri desteğini açıklamaktadır. Rusya’nın Latin Amerika’daki askeri diplomasisi, pek çok analize göre bölgesel statükoyu korumaya ve ABD’nin tek taraflı eylemlerine meşruiyet karşıtlığı üretmeye odaklanmaktadır; bu çerçevede Kremlin, ABD’nin Karayipler ve Venezuela çevresindeki askeri faaliyetlerini “aşırı güç kullanımı” olarak nitelendirerek eleştirmiş ve Venezuela’nın egemenliğini savunduğunu belirtmiştir. Bunun geçmiş örnekleri, Rusya’nın bölgeye zaman zaman bombardıman uçakları veya deniz unsurları gönderme gibi askeri diplomasi araçlarını kullanmasından kaynaklansa da, güncel gerilim ortamında Moskova’nın önceliği sıcak çatışmadan kaçınmak ve mevcut çok taraflı statükoyu korumak olmuştur.
Bunun sonucunda Venezuela, ABD’nin Venezuela’yı askeri ve ekonomik olarak dizginleme çabalarının odak noktasına yerleşmiş olup bu durum, ABD’nin hem ekonomik hem de askeri araçlarla baskı kurma eğilimini güçlendirmektedir. Öte yandan Çin ve Rusya, uluslararası sistemdeki etkilerini bu tür geri çekilmeyen baskı kampanyalarına kapsamlı askeri müdahale yerine ekonomik diplomasi, yatırımların korunması, karşı yaptırımlar ve diplomatik dayanışma gibi asimetrik yöntemlerle yanıt vermeye çalışmaktadırlar. Bu stratejik tepkilerin tümü, Venezuela’nın yalnızca enerji rezervleri açısından değil, aynı zamanda büyük güç rekabetinin yeni sahalarından biri olarak jeopolitik açıdan da merkezi bir konumda olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda Venezuela, sadece bölgesel bir aktör olmanın ötesinde, küresel güçlerin karşı karşıya geldiği “vekalet sahası” niteliğine bürünmüştür.
İstihbarat Savaşları ve Teknoloji Dominasyonu
Modern askeri ve güvenlik stratejilerinde, operasyonel başarının sadece geleneksel silahlı güç ve lojistik kapasite ile değil, aynı zamanda istihbarat üstünlüğü ve dijital teknolojilerin etkin kullanımı ile belirlendiği giderek daha açık bir şekilde görülmektedir. Özellikle son dönemlerdeki yüksek profilli uluslararası operasyonlar, siber yeteneklerin ve elektronik harp araçlarının savaş alanındaki belirleyici rolünü net biçimde ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun yakalanması sürecinde gözlemlenen teknik uygulamalar, modern çatışmaların artık çok boyutlu bir karakter kazandığını göstermektedir; operasyonun kritik aşamalarında, liderin en yakın çevresini oluşturan koruma birimlerinin siber saldırılarla etkisiz hale getirilmesi, GPS ve iletişim altyapısının manipülasyonu, hem stratejik hem de taktiksel düzeyde dijital üstünlüğün belirleyici olduğunu kanıtlamıştır. Bu durum, askeri literatürde geleneksel güç kavramının ötesine geçerek, bilgi ve teknoloji tabanlı üstünlüğün, lider güvenliği ve operasyonel kontrol açısından merkezi bir unsur haline geldiğini ortaya koymaktadır. Özellikle otoriter rejimler ve güçlü devlet aktörleri, bu tür dijital risklerin farkına varmış olup, liderlerinin güvenliğini sağlamak amacıyla yeni teknolojik çözümler geliştirme yoluna gitmiştir. Rusya ve Çin merkezli siber güvenlik firmalarının geliştirdiği kapalı devre iletişim ağları, yapay zekâ tabanlı tehdit algılama ve müdahale sistemleri, bu bağlamda ön plana çıkmaktadır; söz konusu teknolojiler, liderlerin hem fiziksel hem de dijital güvenliğini bütüncül bir şekilde korumaya yönelik olarak pazarlanmakta ve uygulanmaktadır. Bu gelişmeler, istihbarat ve güvenlik literatüründe, lider güvenliğinin artık yalnızca fiziksel tedbirlerle sağlanamayacağını, siber ve elektronik savunma mekanizmalarının eşdeğer öneme sahip olduğunu göstermektedir. Dahası, operasyonun analizi, gelecekteki çatışma senaryolarında, dijital saldırı ve savunma kapasitelerinin stratejik sonuçlar üzerinde doğrudan etkisi olacağını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, modern savaş ve istihbarat faaliyetleri, geleneksel güç unsurlarının yanı sıra siber ve bilgi teknolojileri ile şekillenmekte, devletlerin ve uluslararası aktörlerin güvenlik stratejilerini yeniden tanımlamalarını zorunlu kılmaktadır. Bu çerçevede, lider güvenliği sadece fiziksel koruma ekipmanları ve lojistik planlamayla sağlanamayacak, aynı zamanda ileri düzey dijital istihbarat, yapay zekâ destekli tehdit analizi ve siber altyapı güvenliği ile bütünleşik bir yaklaşım gerektirecektir. Özetle, operasyonun teknik başarıları, modern savaşın karmaşıklığını ve dijital üstünlüğün artan önemini vurgulamakta, aynı zamanda istihbarat dünyasında stratejik paradigmaların hızla değiştiğine işaret etmektedir; liderlerin güvenliği artık sadece onların fiziksel varlıklarının korunmasıyla değil, aynı zamanda siber ve elektronik alanlardaki güvenlik önlemlerinin bütüncül uygulanmasıyla mümkün hale gelmektedir.
Göç Krizi ve İnsani Boyut
Siyasi, ekonomik ve insani boyutlarıyla Venezuela göç krizi, 2010’lu yılların başından bu yana Latin Amerika tarihinin en büyük zorla yer değiştirme olayı hâline gelmiştir; on milyonlarca kişi, ülkenin en temel kamusal hizmetlerine erişimin çökmesi, yaygın yoksulluk, hiper enflasyon ve siyasi baskı nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalmıştır. Kriz, demokratik kurumların zayıflaması, hukukun üstünlüğünün ortadan kalkması ve siyasi muhalefetin bastırılması gibi faktörlerle derinleşmiş, bu da yaşam koşullarını tahmin edilemez derecede kötüleştirmiştir; örneğin nüfusun büyük çoğunluğu bugün yoksulluk sınırının altında yaşamakta ve milyonlar temel besin, temiz su ve sağlık hizmeti gibi ihtiyaçlara ulaşamamaktadır, bu da kitlesel göçü tetiklemiştir.Bu sosyoekonomik çöküşün sonuçları sadece Venezüella’nın sınırları içinde hissedilmemekte, bölgesel ve küresel düzeyde de ciddi yansımaları bulunmaktadır: komşu Kolombiya, Peru, Ekvador ve Brezilya gibi ülkeler milyonlarca mülteci ve göçmene ev sahipliği yapmakta, bu da kamu hizmetleri, istihdam piyasaları ve sosyal uyum üzerinde büyük baskı oluşturmaktadır.Bu göç dalgasının bir parçası olarak özellikle çocuklar, kadınlar ve kırılgan gruplar aşırı yoksulluk, ayrılmış aileler, eğitim fırsatlarının kaybı ve cinsiyete dayalı şiddet gibi risklerle karşı karşıya kalmaktadır.Venezuela’daki siyasi istikrarsızlık ve kamu hizmetlerindeki çökmenin göçü tetikleyen unsurlar olduğu kabul edilirken, uluslararası aktörlerin ve komşu ülkelerin bu akını yönetme kapasitesi sınırlarında zorlanmakta ve bu durum hem bölgesel politikaları hem de uluslararası insani yardım koordinasyonunu etkilemektedir; yıllardır milyonlarca Venezuelalı komşu ülkelere ve ötesine göç etmiş olup bu sayı küresel mülteci akışları arasında en yüksek seviyelerden biri olarak tanımlanmaktadır.
Sonuç olarak Mutlak Kararlılık Operasyonu yalnızca Venezuela özelinde bir rejim değişimi ya da lider tasfiyesi olarak değil, uluslararası sistemde egemenlik, güç kullanımı ve hukuki meşruiyet arasındaki yerleşik dengelerin ciddi biçimde sarsıldığı yapısal bir kırılma noktası olarak değerlendirilmelidir. Operasyon, devlet egemenliğinin mutlaklığı ilkesini fiilî güç, yargısal araçlar ve ileri teknoloji destekli istihbarat kapasitesi karşısında yeniden tanımlamaya zorlamış; uluslararası hukukun normatif sınırları ile büyük güçlerin pratik davranışları arasındaki makası derinleştirmiştir. Venezuela’nın enerji kaynakları üzerinden şekillenen jeoekonomik mücadele, Latin Amerika’da ideolojik kutuplaşmayı ve bölgesel entegrasyonun kırılganlığını artırırken, Çin ve Rusya’nın asimetrik tepkileri küresel güç rekabetinin artık doğrudan askerî çatışmadan ziyade ekonomik, diplomatik ve teknolojik alanlarda yoğunlaştığını ortaya koymuştur. Aynı zamanda operasyonun istihbarat ve siber boyutu, modern güvenlik anlayışında dijital üstünlüğün merkezi rolünü teyit etmiş; lider güvenliği ve devlet kapasitesi kavramlarını klasik askeri parametrelerin ötesine taşımıştır. Tüm bu gelişmeler, Venezuela krizinin yalnızca jeopolitik ve enerji güvenliği açısından değil, göç ve insani güvenlik boyutlarıyla da bölgesel ve küresel istikrarı etkileyen çok katmanlı bir sorun alanına dönüştüğünü göstermektedir. Bu bağlamda Mutlak Kararlılık Operasyonu, uluslararası sistemin giderek daha fazla normlardan ziyade güç asimetrileriyle işlediği, egemenliğin koşullu hâle geldiği ve küresel düzenin yeni bir müdahalecilik paradigması etrafında yeniden şekillendiği bir dönemin simgesel eşiği olarak akademik literatürde kalıcı bir tartışma başlığı oluşturmaktadır.
Kaynakça
2026 Amerika Birleşik Devletleri'nin Venezuela'ya saldırısı, Wikipedia
Venezuela Petrolü ve Küresel Pazar, ALB Yatırım
https://albyatirim.com.tr/analiz/forex-gunluk-bulten/venezuela-petrolu-ve-kuresel-pazar
PANAMA'dan VENEZUELA'ya: Operasyonunun Perde Arkası | Doç. Dr. Süleyman Güder
https://share.google/2jBsrUs5xwCHvxIa9
Venezuela’da yaşananların düşündürdükleri, Fatih Özatay
https://tepav.org.tr/tr/ekibimiz/s/89
Venezuela’da yanlış olan başka yerde , Faroukou Mintoiba
https://www.tercuman.com/analiz/venezuelada-yanlis-olan-baska-yerde-neden-dogru-1478
ABD’nin Venezuela operasyonu: Stratejik analiz ve jeopolitik yansımalar , Gürsel Tokmakoğlu (Hava Kuvvetleri İstihbarat Eski Daire Başkanı)
Venezuela: Bir Petrol Devletinin Yükselişi ve Çöküşü , Diana Roy ve Amelia Cheatham
https://www.cfr.org/backgrounder/venezuela-crisis
ABD’nin Venezuela operasyonu ve Latin Amerika’da gelecek senaryoları | Toplum ve Siyaset, Medyascope TV
https://youtu.be/zGXA7EWO6Sg?si=jOUk5QhAePTkkRkd
Amerikan anlatısına inanıyor musunuz; Maduro’yu kim sattı? l Akıl Odası
https://youtu.be/H1tjOHIU6GM?si=h3mBCXzbRUgOB15x
VENEZUELA VE ÇIPLAK GÜCÜN MANTIĞI: TRUMP’IN MÜDAHALESİ, HİBRİT SAVAŞ VE KÜRESEL KURALLARIN AŞINMASI,Prof. Dr. Ghadir GOLKARIAN
Kaynak Laneti ve ABD Arasında Kalan Bir Ülke: Venezuela,Salihe Kaya,TESPAM
https://www.tespam.org/kaynak-laneti-ve-abd-arasinda-kalan-bir-ulke-venezuela/
'Kaçırılan' Nicolas Maduro, ABD'nin uyuşturucu terörizmi suçlamalarına karşı suçsuz olduğunu savundu,The National
https://www.thenationalnews.com/news/us/2026/01/05/maduro-in-court-new-york-venezuela
Maduro, ABD'nin Venezuela'ya düzenlediği şok edici saldırıda yakalandıktan sonra suçsuz olduğunu iddia etti,The Guardian
https://www.theguardian.com/us-news/2026/jan/05/maduro-pleads-not-guilty
Venezuela'nın petrol ve madencilik sektörleri: büyük potansiyel, zayıf altyapı,Reuters
Meksika, Venezuela'ya yapılan saldırıyı kınarken, kendi kaderinden kaçınmaya çalışıyor,Reuters
Çin-Venezuela ilişkileri,Wikipedia
https://en.wikipedia.org/wiki/China%E2%80%93Venezuela_relations
Venezuela krizinin ardında, ABD ve Çin arasında kritik mineraller konusunda yaşanan bir çekişme yatıyor,SCMP
Rusya, Karayipler'deki 'aşırı' ABD askeri gücünü kınadı ve Venezuela'yı destekledi,Reuters
RUSSIA RELATIONS WITH KEY LATIN AMERICAN PARTNERS,Natalia Olszanecka
https://apcz.umk.pl/TSM/article/download/59932/44880/216792
YENİ NESİL SAVAŞ VE SİBER İSTİHBARAT,Hasan Alpay Karasoy
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2049654