Ana Sayfa > Yayınlar > Orta Doğu > Türkiye - Uganda İlişkileri
2026 yılı artık dünyanın Soğuk Savaş sonrası oluşan sistemden ayrı, güç merkezlerinin çeşitlendiği bir çok güçlü aktörün olduğu, çok kutuplu bir sisteme evrildiği aynı zamanda krizlerin iç içe geçtiği bir dönem. Yeni düzende, krizler artık yerel sınırlar içerisinde kalmamakta birlikte sınırlarını aşarak gıda, enerji ve güvenlik zincirlerini etkilemektedir. Böyle bir sistemde yani her an oluşabilecek yeni bir kriz tehlikeleri ile birlikte , Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 5 Nisan 2026’daki Şam ziyareti, uzun bir gerginliğin sonlanması değil; coğrafi siyasetin yani küresel coğrafya olarak adlandırdığımız durumun, yeni bir düzenin başlangıcı olarak görebiliriz. Şam’da, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin de dahil olduğu çok boyutlu bir görüşme ile Türkiye’nin bölgesel bir aktörden küresel olarak sorun çözücü kimliğe dönüştüğünü görüyoruz. Türkiye sadece kendi etki alanı yerine daha geniş bir barış, işbirliği teşkilatı ve siyasi istikrar ile ekonomik kalkınmayı hedeflemekte olduğunu söyleyebiliriz bu görüşme ise tam olarak bunun somut bir örnektir.
Bu ziyaretin temelinde, güvenlik odaklı statüko anlayışının ekonomik kalkınma vizyonu ile entegre olması yatmaktadır diyebiliriz . Görüşmelerin ana eksenini oluşturan Şara yönetimine entegrasyon süreci ile Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasını ve ülkede merkezi otoritenin korunması yani siyasi istikrarı sağlamak hedeflenirken aynı zamanda ayrılıkçı grupların önünü keserek olası tehlikelere karşı Türkiye’nin sınır güvenliğini kalıcı hale getirmeyi hedeflemektedir. Bu güvenlik Türkiye için hayati bir öneme sahiptir Çünkü Suriye'nin kendi merkezi istikrarını sağlaması ve bölünmemesi terör gruplarının yayılma sahasını daraltacaktır. Buda Türkiye için oldukça önemlidir. Türkiye'nin Şam ile kurduğu siyasi diyaloglar ile güvenliği duvarlar sağlamak yerine siyasi zemin oluşturarak yumuşak politikalar üzerinden sağlama hedefi olduğunu gözlemleyebiliriz.
Ancak bu diplomasi sadece güvenlik diplomasisi değildir. karayollarının düzenlenmesi (M4-M5), enerji hatlarının onarımı ve büyük toplu konut projeleri, Suriye’yi bir bir yatırım ve yaşam bölgesine dönüştürmeyi hedefler. Eski önemli ticaret yollarını canlandırmak avrupa ile ortadoğu'yu birbirine bağlamak hem kültürel hemde ticari olarak kazanç sağlamakta bunların yanı sıra bunu Türkiye’nin altyapı ve mühendisliği ile Ukrayna’nın tarımsal tecrübesi ile Şam’da birleşmesiyle yapmak küresel sorunların bölgesel işbirlikleri ile çözülebileceğini kanıtlamaktadır. Özellikle gıda ve enerji gibi konularda yapılan bu yatırımlar ve projeler ile göçün artık bir sorun teşkil etmemesi ve gönüllü geri dönüşler için gerekli olan ekosistemi inşa etme aşaması başlamıştır.
Hakan Fidan’ın Şam temasları, Türkiye’nin Orta Doğu’da dış aktörlerin çıkarcı ve ayrılıkçı fikirlerinden arınarak, kendi coğrafyasında sorun çözücü bir özne olma iradesininde somut bir örneğidir. 2011 sonrasında Türk dış politikasında yaşadığı realist dönüşüm, Ankaranın kararlara uyan kimlikten karar alıcıya dönüştürmüştü. Küresel güçlerin birbirine güç gösterisi yaptığı bir saha haline gelen bu bölgede Türkiye; Batının çözümünü beklemek yerine bölgesel ve kendi çıkarlarını önceleyen bir inisiyatif oluşturmuştur. sadece bir blok içerisinde olmadan her blokta bulunabileceğini hatta bloklar içinde denge sağlayan unsur olarak bulunabileceğini göstermek istemektedir. Bu da , Türkiye’nin dış politik kimliğini sadece ittifaklarla değil, kendi öncelikleri ve bölgesel istikrar üzerinden yeniden inşa ettiğini kanıtlamakta yani bu yaklaşım ile Türkiye’yi yeni dünya düzeni içinde hem Doğu hem de Batı ile düzgün ilişkiler geliştirebilen ama konu kendi milli çıkarları ve bölgesel güvenliği olduğunda otonom hareket edebilen mantıklı ve güçlü konumuna taşımaktadır.
Ankara, NATO ile olan müttefikliğine devam ederken komşuları ile aracı olmadan diyalog içerisine girmesi bölgesel çözümlerin bölgesel aktörler tarafından üretilmesi düşüncesi ile de örtüşmektedir. Suriye meselesi geçmişte Cenevre veya Astana gibi dışarıdan gelen güçler ile karmaşık bir hal almışken, Hakan Fidan’ın doğrudan Şam ziyareti, çözümün merkezini bölgesel başkentlere taşımışta oldu. Suriye bu konuda ilk değil, Türkiye Mısır ile normalleşme döneminde veya Ukrayna - rusya savaşındaki Tahıl koridoru örnekleriyle de benzer duruşlar göstermiştir.
Sonuç olarak, bu süreçte Hakan Fidanın Şam ziyareti 2011 sonrası yeniden oluşan dış politikanın bir yansımasıdır.sadece iki komşu ülkenin uzlaştığını ve iyi komşuluk yaptığını görmüyoruz. daha kapsamlı olarak; ticaret yollarının olduğu, çözümlerin birbirini bağladığı,domino etkisi yaratan yeni bir düzene bağlanmaktadır. Türkiye, bu hamlesiyle coğrafyanın bir kader olmaktan çıkıp artık doğru liderlik ve strateji ile nasıl bir fırsat ve refah alanı haline getirebileceğini uluslararası topluma göstermiştir.
Bu yeni dönemde Türkiye, kendi güvenliğini komşularının istikrarında gören, sorunları dış müdahalelerle değil bölgesel başkentlerin ortak iradesiyle çözen aktif bir güç olarak yeni dünya sistemdeki yerini göstermektedir. Nihayetinde bu süreç, Orta Doğu’nun kendi kaderini tayin etme yolunda attığı güçlü adım ve Türkiye’nin bu yoldaki vazgeçilmez rehberliğinin bir tescilidir. 2026 Nisan’ı, ideolojik düşüncelerin sertliğinden uzakta kazan-kazan ilkesinin olduğu bir tarih olarak hatırlanacaktır.
KAYNAKÇA