Ana Sayfa > Yayınlar > Kuzey ve Güney Amerika > Peru Erken Genel Seçimleri ve Kriz Yönetimi
Ana Sayfa > Yayınlar > Kuzey ve Güney Amerika > Peru Erken Genel Seçimleri ve Kriz Yönetimi
Kronik Siyasi İstikrarsızlık ve Sistemik Tıkanıklık: Latin Amerika siyaseti, tarihsel düzlemde incelendiğinde genellikle popülist liderler, askeri müdahaleler ve zayıf kurumsal yapılar üçgeninde şekillenen oldukça dinamik ama bir o kadar da kırılgan bir yapıya sahiptir. Bu coğrafyanın en dikkat çekici ve belki de siyaset bilimi açısından en fazla vaka analizi sunan ülkelerinden biri şüphesiz Peru’dur. Son yıllarda adeta kronikleşen bir siyasi kriz sarmalına giren ülke, 12 Nisan 2026 erken genel seçimlerine doğru giderken sadece yeni bir parlamento veya devlet başkanı seçmiyor; aynı zamanda devletin zedelenen meşruiyetini yeniden inşa etmeye çalışıyor.
Siyaset bilimi disipliniyle henüz yeni tanışan bir öğrenci olarak Peru’daki bu tabloya baktığımda, ortada basit bir iktidar değişiminden ziyade, devlet aygıtının işleyişini durduran yapısal bir “kurumsal çöküş” görüyorum. Peru’daki mevcut krizin kökleri, aslında anayasal tasarımın ta kendisine dayanıyor. Ülkede yürütme erki olan Cumhurbaşkanlığı ile yasama organı olan Kongre arasında, güçler ayrılığından ziyade adeta bir “güçler savaşı”kurgulanmış durumda. Peru anayasası, Kongre’ye son derece yoruma açık ve muğlak bir ifade olan “ahlaki yetersizlik”gerekçesiyle devlet başkanını görevden alma yetkisi tanıyor. Bu durum, mecliste çoğunluğu sağlayamayan her devlet başkanının, siyasi rakipleri tarafından sürekli bir görevden alınma tehdidiyle yaşamasına neden oluyor. Nitekim son yedi yıl içinde ülkenin altı farklı cumhurbaşkanı değiştirmesi,bu sistemik arızanın en somut göstergesi. Siyaset bilimci Steven Levitsky'nin de Latin Amerika demokrasileri üzerine yaptığı uyarılarda belirttiği gibi, “Kurumların kişisel hırsların gerisinde kaldığı sistemler, eninde sonunda sokağın öfkesiyle yüzleşmek zorundadır” (Levitsky, 2018). Peru’da tam olarak bu yaşanmış, siyasi elitlerin bitmek bilmeyen hesaplaşmaları, halkın sisteme olan inancını tamamen tüketmiştir.Özellikle Pedro Castillo’nun Kongre’yi feshetme girişiminin ardından hızlıca görevden alınması ve yerine Dina Boluarte'nin geçmesi, toplumsal tansiyonu düşürmek bir yana, krizin boyutunu sokak çatışmalarına kadar taşıdı.
Bu noktada “kriz yönetimi” (crisis management) kavramının ne kadar hayati olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Kriz yönetimi, sadece ortaya çıkan bir problemi bastırmak değil, o problemin kök nedenlerine inerek toplumsal mutabakatı yeniden sağlamaktır. Fakat Peru’daki karar alıcılar, olayları okurken sokağın taleplerini göz ardı etmiş, meseleyi sadece asayiş boyutuna indirgemiştir. Halkın “yeni bir anayasa ve sistemi sıfırlama” talebi, Kongre'nin kendi koltuklarını koruma refleksiyle uzun süre reddedildi. Bu inatlaşma, Peru’nun siyasi tarihinde derin bir yara açarken, 12 Nisan erken seçimlerini de kaçınılmaz bir zorunluluk haline getirdi.Bir devletin kendi vatandaşıyla inatlaşması ve toplumsal taleplere sağır kalması, o devletin “yönetilebilirlik” (governability) kapasitesini doğrudan felç eder. Peru'da partiler arası ideolojik farklılıklar anlamını yitirmiş, siyaset sadece “kimin kimi devireceği” üzerine kurulan pragmatik bir oyuna dönüşmüştür. Bu yüzden 12 Nisan seçimleri, halkın bu köhneleşmiş oyuna müdahale etme ve siyasi sahneyi temizleme çabası olarak okunmalıdır.
Toplumsal Hafıza, Siyasal Restorasyon İhtiyacı ve Küresel Yansımalar: Peru’daki siyasi krizin sadece meclis koridorlarında yaşandığını düşünmek büyük bir yanılgı olur. Krizin asıl faturası, And Dağları’ndaki kırsal kesimlere, ekonomik eşitsizlikle mücadele eden yerli halka ve ülkenin geleceğinden umudunu kesen gençlere kesilmiştir. Toplumlar, kendilerine verilen ve tutulmayan sözleri, sandıkta tecelli eden iradelerinin hiçe sayılmasını asla unutmazlar. Protestolar sırasında devletin kolluk kuvvetleri eliyle uyguladığı orantısız güç, J. J. Rousseau’nun temellerini attığı toplum sözleşmesinde onarılması çok güç çatlaklar yaratmıştır. Nitekim İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün yayımladığı raporda açıkça belirtildiği üzere, “güvenlik güçlerinin aşırı ve orantısız güç kullanımı, Peru'daki demokratik krizi çok daha ölümcül bir seviyeye taşımıştır” (Human Rights Watch, 2023). Aynı şekilde, Freedom House'un 2024 yılı demokrasi endeksinde Peru'nun yaşadığı hızlı gerileme, bu kurumsal çöküşün küresel arenadaki en net ispatıdır (Freedom House, 2024).Bu krizin sadece iç siyaseti değil, uluslararası ilişkiler bağlamında Peru’nun dış politikasını da nasıl zedelediği oldukça açıktır.
Bölgesel ittifaklarda kilit bir rol oynaması beklenen Peru, kendi iç istikrarsızlığı yüzünden diplomatik enerjisini dışarıya aktaramamış ve Latin Amerika’nın ekonomik entegrasyon süreçlerinde geri planda kalmıştır. Akademik literatürde sıkça vurgulandığı üzere, “Dış politika, iç politikanın bir uzantısıdır”; içeride meşruiyet sorunu yaşayan bir devletin, uluslararası arenada güçlü bir aktör olması beklenemez.Peki, daha dün (12 Nisan) sandık başına giden Peru’da yaşanan sıcak gelişmeler, bu erken genel seçimlerin derin kriz için sihirli bir çözüm olabileceğini gösteriyor mu? Uluslararası basına yansıyan ve bugün (13 Nisan) sıcağı sıcağına manşetlere taşınan haberler, aslında tablonun hala ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor. Örneğin, İspanyol devlet televizyonu RTVE'nin bu sabah geçtiği güncel haber analizine göre, "yaklaşık 60.000 kişinin oy kullanmasını engelleyen sorunların ardından bazı okullar pazartesi günü de açık kaldı" (RTVE, 2026). Dünyanın en büyük haber ajanslarından Associated Press (AP) de bugün geçtiği haberde, binlerce kişiye verilen oy verme süresi uzatması nedeniyle seçim sonuçlarının dahi geciktiğini bildirmiştir . Sistemin sandık başında bile aksaması, sokağın devlete olan o kırık güvenini onarmak yerine daha da zedelemektedir. Bugün küresel siyaset gündemini taradığımda, sahadan gelen ilk resmi veriler ve haberler biz siyaset bilimi öğrencilerinin tam da beklediği o krizi doğruluyor. Yayınlanan ilk sayım ve analizlere göre Keiko Fujimori ve Rafael López Aliaga gibi sağ kanat adaylar başkanlıkta ikinci tura kalmak için kıyasıya bir mücadele verirken (RTVE, 2026), meclis tarafında tamamen parçalanmış bir tablo kesinleşmiş durumda. Hiçbir siyasi partinin tek başına Kongre’de güçlü bir çoğunluk sağlayamadığı bu tablo, ülkenin yönetilebilirlik krizinin seçim sonrasında da devam edeceğinin en net sinyali. Bir öğrenci olarak benim buradan çıkardığım en önemli sonuç ; sandıktan kim çıkarsa çıksın, asıl meselenin yalnızca seçimi kazanmak değil, o ağır “siyasal restorasyon” sürecini başlatacak cesareti göstermek olduğudur.
Sokağın sandığa yansıyan iradesini incelediğimizde ise, bu iradenin katı bir ideolojik tercihten ziyade, sisteme karşı biriken tepkisel bir duruş olduğunu görüyoruz. Seçmen dünkü oylamada ideolojileri yüceltmekten çok, devleti adeta felç eden o kurumsal yozlaşmayı ve bitmek bilmeyen yolsuzluk sarmalını cezalandırmayı tercih etti. Bu durum bizlere şunu net bir şekilde kanıtlıyor : Siyasi partilerin artık o kutuplaştırıcı söylemleri acilen bir kenara bırakması gerekiyor. Kongre ile Cumhurbaşkanlığı arasındaki o kronikleşmiş anayasal yetki karmaşasının sivil ve yapıcı bir diyalogla çözülmesi Peru’nun tek çıkış yoludur. Eğer Peru’da göreve gelecek yeni iktidar, dünkü seçimlerde sokağın verdiği bu mesajı doğru okuyamazsa ; 12 Nisan seçimleri de Peru siyasi tarihindeki hayal kırıklıklarının bir yenisi olmaktan öteye gidemeyecektir.
Sonuç itibarıyla Peru örneği, bizlere kurumların ne kadar mühim olduğunu ve liderlerin kriz anlarındaki vizyonunun bir ülkenin kaderini nasıl belirlediğini gösteriyor. Dünya siyasetinde meşruiyetin ve halkın iradesine duyulan saygının ne kadar vazgeçilmez olduğunu kanıtlayan bu çarpıcı vakayı ; sadece uzak bir Latin Amerika sorunu olarak değil, diplomasinin ve kriz yönetiminin ne kadar hassas dengelere bağlı olduğuna dair küresel bir ders olarak görmeliyiz.
KAYNAKÇA
Associated Press. (2026, 13 Nisan). Peru election results delayed after thousands get a one-day voting extension. AP News.
Freedom House. (2024). Freedom in the world 2024: Peru. https://freedomhouse.org/country/peru/freedom-world/2024
Human Rights Watch. (2023). Deadly decline: Security force abuses and democratic crisis in Peru. https://www.hrw.org/report/2023/04/26/deadly-decline/security-force-abuses-and-democratic-crisis-peru
Levitsky, S., & Ziblatt, D. (2018). Demokrasiler Nasıl Ölür?. (Çev. C. T. Kılıç). İletişim Yayınları.
O'Donnell, G. (1994). Delegative Democracy. Journal of Democracy, 5(1), 55-69.
Rousseau, J. J. (2006). Toplum Sözleşmesi. (Çev. V. Günyol). İş Bankası Kültür Yayınları.
RTVE. (2026, 13 Nisan). Fujimori lidera el escrutinio y López Aliaga se posiciona para ir a la segunda vuelta en las elecciones presidenciales de Perú. RTVE Noticias. https://www.rtve.es/noticias/20260413/keiko-fujimori-gana-elecciones-peru-pero-tendra-ir-a-segunda-vuelta-segun-encuestas-a-pie-urna/17020214.shtml