Ana Sayfa > Yayınlar > Yeşil Politikalar ve Enerji > Karar Vericiler ve Bedel Ödeyenler: İklim Krizinin Sınıfsal Boyutu
Ana Sayfa > Yayınlar > Yeşil Politikalar ve Enerji > Karar Vericiler ve Bedel Ödeyenler: İklim Krizinin Sınıfsal Boyutu
Buse Karateke, DSÖK için yazdı.
Kriz Doğal mı, Siyasal mı ?
Günümüzün artan söylemi haline gelen iklim krizi, küresel anlamda insan eylemlerinin bir sonucu olarak biyofizik bir süreç olarak başlamaktadır. Öngörülebilir ve sürdürülebilir politikalar gerektiren bu süreç karar alma mekanizmalarını yönlendirmesi gücü bakımından aynı zamanda politik-iktisadi bir önem taşır. Siyasal ve ekonomik kararların, özellikle fosil yakıt politikaları ve sanayi teşvikleri bağlamında iklim krizinin yönünü belirlediğini gösteren çalışmalara ulaşmak mümkün. Bu nedenle krizden sorumlu olan aktörler ile bundan zarar gören topluluklar arasındaki sorumluluk ve adalet dinamikleri sorunun cevabının siyasal çerçevede şekillendiğini bizlere gösterir.
Kararları Kim Veriyor ?
Küresel enerji politikaları Paris Anlaşması gibi Birleşmiş Milletler öncülüğündeki uluslararası anlaşmalarla çerçevelenir. Bahsi geçen anlaşmalar ulus devlet hükümetlerinin taahhütlerini belirlerken, uygulama genellikle çok uluslu enerji şirketlerinin yatırımlarına bağlı kalır. Petrol ve gaz devleri ise finans aktörleriyle birlikte fosil yakıtların altyapılarına yön veren sermaye akımlarını kontrol eder. AB gibi bölgesel bloklar, Ulusal Enerji ve İklim Planları (NECP) ile üye devletlerin politikalarını koordine eder, REPowerEU gibi planlarla fosil yakıttan uzaklaşmayı hızlandırır. Enerji piyasasının büyük kısmını kontrol eden çok uluslu şirketler, sermaye ve teknoloji güçleri sayesinde özellikle gelişmekte olan ülkelerde politika tercihlerini şekillendirebilmektedir ve bu durum yenilenebilir enerjiye geçiş sürecini ekonomik çıkarlar doğrultusunda yavaşlatır.
Kırılgan Topluluklar ve Eşitsizlik
İklim krizinin üzerinden ilerleyen güç ve siyasi savaşın bedeli küresel ve yerel ölçekte en çok kırılgan topluluklar tarafından ödenir. Temsilsizlik ise bu eşitsizliği derinleştiren farklı bir boyuttur. Yüksek sermayeli kesim, iklim risklerini tamponlayacak kaynaklara, örneğin; güvenli konutlar, sigorta, lobicilik sahipken, düşük sermayeli gruplar bu noktada marjinalleşir. Karar vericilerin büyüme ideolojisi mevcut politikaları şekillendirirken kırılgan grupların sesini duyamaz oluruz. Nancy Fraser’ın tanıma adaletine vurgu yapmak gerekir ise yoksul çiftçiler ve göçmen emekçiler krizin tanınmayan mağdurları olmaktadırlar.
2025 kuraklığının tarımdaki verimliliği düşürmesi Türkiye'de küçük ölçekli çiftçileri borca sürüklerken Hindistan'da 2025 Monsson başarısızlığı 10 milyon çiftçiyi açlık sınırına getirdi. Bunlardan etkilenenler karar alma süreçlerine dahil edilmezken sonuçlarına katlanması meşru kılınır. Bir diğer çarpıcı boyut ise, iklim göçlerinin en çok iklim krizinden doğrudan etkilenen kırılgan topluluklar tarafından deneyimlenmesidir. Bangladeş'te 2025 siklonları 2 milyon kişiyi iç göçmen yapması buna örnektir. Sundarban balıkçı toplulukları Mumbai gecekondularına sığındı ardından etnik azınlıklar (Rohingya) daha da marjinal duruma geldi.
KAYNAKÇA
Yenal, C., & Şimşek, H. (2001). Avrupa Birliği ortak enerji politikası. Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Güz 2001, Sayı 5.
Republic of Türkiye Ministry for EU Affairs. (t.y.). Fasil 15 – Enerji (Avrupa Birliği müzakere fasılları). https://www.ab.gov.tr/fasil-15-enerji_80.html
DW Türkçe. (2026, 28 Ocak). Kuraklık: Türkiye bir gıda krizine mi sürükleniyor? DW Türkçe. https://www.dw.com/tr/kuraklık-türkiye-bir-gıda-krizine-mi-sürükleniyor/a-75683125
Anadolu Ajansı. (2025, 11 Ekim). Çiftçilere bu yıl yaklaşık 2,5 milyar liralık kuraklık tazminatı ödemesi yapıldı. Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr/tr/yesilhat/iklim-degisikligi/ciftcilere-bu-yil-yaklasik-2-5-milyar-liralik-kuraklik-tazminati-odemesi-yapildi/1827500
Öneri Yazılar