Ana Sayfa > Yayınlar > Toplum & Kimlik > Afganistan’da Kadınların Eğitimden Dışlanması
Esra Yurtseven, DSÖK için yazdı.
Afganistan’daki Taliban yönetimi, 2021'de Afganistan'da yeniden yönetimi ele geçirdiğinde, 2022'de kızların ortaöğretim eğitimine erişimi engellendi. Aralık 2022'de kadınların üniversiteye devam etmelerini kısıtladı. "Geçici bir tedbir" olarak duyurulmasına rağmen, bu yasak hâlihazırda devam etmekte ve kalıcılaşmıştır. Bu değişiklikler sadece eğitimle ilgili bir politika olarak değerlendirilmemelidir; aynı zamanda iktidar yapısındaki değişimleri gösteren yapısal reformları da içermektedir. Bu durum, kamu alanının yeniden şekillendirilmesi, cinsiyet hiyerarşisinin güçlendirilmesi ve devletin kadınların fiziksel ve sosyal kimlikleri üzerindeki etkisini artırmaya yönelik stratejilerle ilerlemiştir.
Afganistan toplumu, uzun süreli savaş, rejim değişimleri ve belirsizliklerin yarattığı kırılgan bir kolektif hafızaya sahiptir. Bu tür sistematik dışlamalar mevcut kırılganlığı tetiklemekte; yalnızca bireysel kayıplar yaratmakla kalmayıp toplumsal güven, gelecek tahayyülü ve kimlik inşası üzerinde de kalıcı etkiler bırakmaktadır. Bu bağlamda eğitim yasağı yalnızca bireysel bir hak ihlali değildir; kolektif travma üretmektedir ve bu travma, nesiller arası aktarım yoluyla toplumsal kimliği yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir.
Travma yalnızca bireysel bir psikolojik durum değildir; toplumun geniş kesimlerini etkileyen yapısal deneyimler kolektif travma üretmektedir. Kolektif travma, ortak kimliği, güven duygusunu ve gelecek tahayyülünü sarsan bir toplumsal kırılma biçimidir. Bu travma yalnızca geçmişte yaşanan bir olay üzerinden şekillenmemekle birlikte, siyasal kararlar ve kurumsal uygulamalar da travma üretme kapasitesine sahiptir. Devlet politikaları belirli grupları sistematik olarak dışladığında mevcut kırılganlık kurumsallaşabilmekte ve travma süreklilik kazanmaktadır. Güveni zedeleyen bir unsur olarak kolektif travma, ortak aidiyet hissini kırabilmekte; kimlik ise tehdit algısı üzerinden yeniden inşa edilebilmektedir. Geleceğin mümkünlük alanını daraltan travma, umut kapasitesini düşürmekte ve böylelikle toplumsal beklenti seviyesi yeniden ayarlanmaktadır. Yalnızca mevcut kuşak üzerinde etkili olmayan kolektif travma, duygusal atmosfer, anlatılar ve davranış kalıpları yoluyla sonraki kuşaklara aktarılmaktadır. Bu aktarım, düşük beklenti kültürü ve hiyerarşik normların yeniden üretimine zemin hazırlayabilmektedir.
Afganistan onlarca yıldır savaş, işgal ve siyasi belirsizlik deneyimlemiştir. Buna bağlı olarak hâlihazırda zayıf olan toplumsal güven, devlet–toplum ilişkisini istikrarsız kılmaktadır. Sistematik yasaklar kamusal alanın cinsiyetlendirilmesine sebep olurken kadınların görünürlüğü bilinçli olarak sınırlandırılmaktadır. Eğitimden dışlanma, kamusal varoluşun daraltılmasına neden olmaktadır. Devletin koruyucu değil sınırlandırıcı bir aktör hâline gelmesi, kadınların ve ailelerin devletle kurduğu güven ilişkisinin zayıflamasına; buna bağlı olarak kamusal kurumlara yönelik inancın kaybolmasına sebebiyet vermektedir. Eğitim yasağı genç kadınların geleceğe dair rol alanını kısıtlamakta, mesleki kimlik olasılıklarını sınırlandırmaktadır. Bunun sonucunda toplumsal beklenti seviyesi aşağı çekilmekte ve gelecek ufkunun daralmasında belirleyici bir rol oynamaktadır. Erkeklerin kamusal alandaki normatif konumu pekişirken kadınların özel alana çekilmesi doğal bir düzen gibi sunulmakta ve hiyerarşi normalleştirilmektedir.
Sürekli yasak, belirsizlik ve dışlanma deneyimi aile içinde kaygı üretirken annelerin yarım kalmış eğitim deneyimi çocuklara duygusal olarak yansıyabilmektedir. Kız çocukları düşük beklentiyle, erkek çocukları ise normatif üstünlük algısıyla büyüyebilmektedir. Yarım kalmış hayaller aile içinde ya anlatılmakta ya da bastırılmaktadır. Bu hikâyeler kolektif hafızaya yerleşerek sessizlik durumunda bile bir aktarım aracına dönüşmektedir. Sürekli sınırlama deneyimi riskten kaçınma davranışı üretebilmekte bu durum da potansiyel olarak otoriteyle çatışmama normu içselleştirilebilmekte ve hayal küçültme davranışsal bir stratejiye dönüşebilmektedir. Bu durum politik pasifliğe neden olabilir ancak bastırılmış travma ileride kolektif bilinç ve direniş potansiyeli de doğurabilmektedir. Bu yönüyle mevcut eğitim yasağı yalnızca bugünü değil, Afganistan’ın kolektif gelecek tahayyülünü şekillendiren bir hafıza rejimi üretmektedir.
Grup travması yaratma ihtimaliyle birlikte, eğitim yasakları, kimlik, güven ve geleceğe dair beklentiler üzerinde çeşitli etkiler yaratan yapısal bir dışlama şeklidir. Kısa dönemli olarak, bu uygulama hiyerarşi tabanlı bir sistemi kabul etmeyi ve siyasi kayıtsızlığı güçlendirmeyi kolaylaştırabilmektedir. Sürekli bir dışlanma durumu, öğrenilmiş çaresizlik yaratırken, mevcut baskıcı düzenin meşruiyetini de artırabilmektedir. Ancak, tek taraflı sonuçlar doğurmayan kolektif travma, kimlik aracılığıyla yaşanan sistematik ayrımcılığın toplumsal bilinçte bastırılmasına ve uzun vadede direnç gösterme olasılığına neden olabilmektedir. Umut kapasitesinde yaşanan daralma ve azalma, bireysel yaşam yollarını etkilediği gibi, sosyal ilerleme ve siyasi değişim ihtimalini de sınırlamaktadır. Bu koşullarda, eğitimin yasaklanması yalnızca bir hak ihlali değildir; aynı zamanda Afganistan'ın ortak hafızasını, kimlik gelişimini ve siyasi geleceğini şekillendiren bir bellek sistemi oluşturmaktadır.
KAYNAKÇA
Alexander, J. C., (2004), Toward a theory of cultural trauma. In J. C. Alexander, R. Eyerman, B. Giesen, N. J. Smelser, & P. Sztompka (Eds.), “Cultural trauma and collective identity” (pp. 1–30). University of California Press.
Bar-Tal, D., (2013), “Intractable conflicts: Socio-psychological foundations and Dynamics”, Cambridge University Press.
Eyerman, R., (2001), “Cultural trauma: Slavery and the formation of African American identity”, Cambridge University Press.
Hirsch, M., (2008), “The generation of postmemory”, Poetics Today, 29(1), 103–128.
Seligman, M. E. P., (1975), “Helplessness: On depression, development, and death”, W. H. Freeman.